26 Kasım 2015 Perşembe

Suskunluğun verdiği  ağır ceza  müebbetin ustası olmuştu.
Ertelenişin direnci saltanat peşindeydi .
Kılıç kuşanmıştı  tüm göz yaşları.
Mahzende çürüyen  ışık tayfı bozgunlugun hüznünü süzüyordu içinden.
Yutkunmayı unutan yürek kaç deniz içse çamurundan arınıcanın hesabını tutarken ,zamanın titrek korkak ,yalın ayak ilerleyişini alıp uzaklara götürecek olan rüzgar hala evcilik oynuyordu taş kaldırımlar üstünde.Gelecek denilen örgütün  içine  parçalanmış  yürekten gelen ufalanma sesi ,bir eşikte  daha raptiyelenmiş  efendisine raks etmekteydi...

20 Ekim 2015 Salı

                                                 SESSİZ KAPANIŞ 
Mecburi yontulmuşluk,ince bir tülün arkasında kalmışlık,zamanın atraksiyonunda ritimsel duyular.Yukarı tırmanış.Mavi ve siyahın sırılsıklam kadın çıplaklığında ki mırıltısı.Makineleşmişlik.Manyetik dalgalar.Duyguların savaşı.İnsan dışı bir birliktelik.Boşlukta ki titreşim reaksiyonu.Algılanmış bir sevişme.Labirentin ortasında yanıp sönen florasan.Grinin kokusu.Analik boşluğun dolumu.Yeniden doğum ünitesi.Mutasyonik evrimler.Noktasal atışlar.Ani dalım.Yüksek kalp atışı.Derin soluklar.Psikolojik denetim.Var olmamış düşünce.Küçük bir atom altı parçacığının ateşleme ilkelliği.Çarpıştırma.Ayrıştırma .Karma karışıklık.Tekillik.Şeker özütü.Kelebeğin kanadındaki yarıklar.Gümüşün aydınlığı.Aşkın tokluk hissi
                                                                                                                                          Ve
                                                                                                                                                 Deliriş....
                                                  NOKTANIN  İZİ 
Vücuda hapsolan oksijen süresi gittikçe aşağılara çekiliyor .Zaman durmaksızın akıp geçiyor.Ağlıyoruz heyecanlanıyor ,gülüyoruz ,üzülüyoruz  ,sevinç çığlıkları attığımızda oluyor bir köşede  derin düşüncelere dalarken ani bir çakmak sesinin yankısında sigaramız dan çektiğimiz de oluyor. Âmâ aslında sonuçlar hep aynı doğarken de ağlıyoruz, yaşarken de ağladık ve ölürken de ağlayacağız. İçimizde bitmek bilmeyen bir burukluk hep var .Tünelin sonunda ki ışık tüm  şiddetiyle bir cevahir gibi. Noktasal paraleller de  kıyasıya mücadelede yaşam savaşı .Hunharca elde edilen dakikalar ve sonunda  kısa bir göz yumuş ardından bilinmezde ki  kontrolsüz çoğalım. Başlangıçlar ve bitişler hep acı, yorgunluk, üzüntü barındırıyor .Sürekli koşuyoruz hiç durmadan, renkli  mataralarımız göğüs kafesimiz de ,her yudumda daha da boşalırcasına  giden yaşam özütümüz…
Her şeyden önce zamana hapis yapışık bir ruh besliyoruz yaşamımızda. Unutulansa  sonsuz yansımanın bir gün  tanınmadık bir zamanda noktalanacak olmasıdır....

12 Ağustos 2015 Çarşamba

SONUCUN SONUÇSUZLUK-LA OLAN SEVİŞMESİ 
Fotosentezi ilk ögrendigimiz de nasıl ki ilkindeki gibi yeşil seyretmeyi bıraktıysak ,merakla bekleyip eyleme dönüştürdüğümüz her kurguda eskiyecek tir.Bünye ye akseden her yeni öğreniş ,her yeni atılım birer birer geriye çöp olarak birikicektir.Sosyal ,kültürel,bilimsel,cinsel vb tüm yaşam karakterimiz ağzına kadar eskiyen yığıntılarla doludur .Kimisinin rengi solgun (unutulmaya yüz tutmuş),kimisinin yarı parçası kopuk( yüzeyselleşmiş) ,sayfalarca süregelen anlar güncesi ....
Eskizlerle oluklar oluşturan en büyük yadırganış ,eylemlerin suistimal edildikten sonra ki halleridir .Özellikle de duyularımızın dominant olduğu hallerde ortaya çıkan yüksek küf kokusu unutulmaz şiddette bir tepki yaratacak ve tüm algılayış boyunca yavaştan absorbe edilecektir...Peki merakın bu denli kokteyl havasında ( gösterişli) olup ta sonrasının kadehler dolusu motorin yağıyla sıvanmasının gerekçesi nedir?
Merakın beyin süzgeci ağlarını zorladıktan sonraki kavuşulan ''AN'' ı hem tüketen hem de unutulmaza eşlik etmesini sağlayan nöronolojik yolun haritasını rastlanması zor kılan nedir ? Duygu potansiyelinin nötrleştigi bir devrede ögrenilenin parça parça yok oluşuyla,bu potansiyelin iyonizerleştiğin de beynin ısrarcılığına maruz kalmasının gerekçesi nedir?
Evrimleşmeyi bu denli abstre eden yanılgılar kromozomlaşmış birer iplikten farksız çözülmeyi bekleyen bir çok teoremden ibaret, sonu sonuçsuzluğa bağlanan bir big bangdır...

Dört duvar ,her yan tuğla,demir,toz .
Makine ,her yan ses ,ışık,hareket.
Her yan insan hep şiddet...
Bilincimizde kaynayan enerji gittikçe ufaldı .şehirlerin çıkıntıları dört bir yanımızı sardı .Korku kemiğimiz oldu.Kanımız pas tuttu.Yozlaştık.Bıraktık .Kolaylaş tık.Bir tür olarak hepimiz yaşlandık...
Oysa olmalıydık toprakla eş .Cigerimiz çam kokmalıydı .Közümüz 3 taş arası çayımız hep kaynak.Sözümüz hep sıcak....
Ağaçlarda koşturmalıydık.Zorluk nedir bilmeliydik.Yükümüz azığımız .sesimiz çıngırak olmalıydı ormana...
Çağlamalıydık gümbür gümbür zamana.Çalmalıydık ekmeğimizi buram buram yeşile.Yüreğimiz dolmalıydı aydın güneşle.savunmamız soğuğa ve sıcağa .yaşamımız vara ve yoğa ...
sınanmamız kaoslarda olmamalıydı. İnsan olarak çürümüşlüğe adapte olmamalıydık ,demir bloklara baş eğmemeliydik !!!
Madem bu kadar hizasızken bile dünya dönmeye ,insanlık bitmeye başladı.Zaman seçim zamanı!!!
Hurda katmerlerinin zindanlarında modern bir insan olmaktansa , doğanın ilkelliğinde toprak olarak kalmayı seçiyorum ...!!

1 Nisan 2015 Çarşamba

Yeni günler, sayısız mutluluk besleyen güzel saatler, damla damla biriken anılar, yapraklarını halen canlı tutan sarmaşıklar, burcu burcu güneş kokan bahar sabahları.
Herkesin hayalindeki çam kokan ,ahşapları mavi beyaz boyalı ,eski ama içli, iki katlı içten merdivenli ,kapısında sineklik takılı pencere önlerinde akşam sefaları bezeli , anları hala diri olan gecekondu evi. Her basamağında gıcırtılar duyulan sabah gazete, kahve ve sigara keyfi yapılası , tam önünde koca bir çınar ağacı besleyen, dallarından küçük çocukların sevincine  hıçkırık olurcasına ip sarkıtılmış turuncu renkli beşik. Koşarcasına geçen hayatta , yüzünüze  serpilen  sabah yağmuru ,ayağınız altında kalan yemyeşil çimler ve yan komşunuzun çim kesme makinesinden gelen o muzip ses ve ona eşlik eden  her şeyi unutturan gençliğe yeniden götüren koku…
ya akşamlar ince, uzun  çevresi  parmak izleriyle dolu   bir kadeh şarap ve size eşlik eden bir insan ,ne güzel insan o insan .bireysellikten tümevarıma koşan o akşam .kısık bir müzik ,eskitilmiş sonradan vurulmuş bir vernikle  ihtiyarlığını kutlayan bir masa. Üzerinde   harlı ateşte az pişmiş  biraz et ve teninize dokunan o ilahi yaradılışın esintisi.
Sonrası derin bir nefes alış ,kaçış değil daha da sarılış ….
Yeni günler, sayısız mutluluk besleyen güzel saatler, damla damla biriken para ve hırs. dikenlerini hala canlı tutan o güzel güller, burcu burcu nefret kokan bahar sabahları
 Herkesin hayalindeki  kalite kokan ,altın varaklı ,inci bezeli ,yepyeni tripleks ,merdivenleri camdan, sineklerin  radyasyonla uzak kaldığı ,pencere önünün  yapma çiçeklerle bezendiği  ,anların terkedildiği  lüks villa evleri. Her basamağında sizi kaliteye bir adım daha yaklaştıran ,sabah makyaj yada  kol düğmesi takılarak harcanılası, tam önünde  bir çift Ferrari bulunduran ,çocuk sesinden uzak ,koşarcasına geçen hayatta  köleliğin  yüzünüze çarpış profili, yan komşunuzun  milyarlara aldığı mangalda pişen büyük bifteklerin cızırtısı ve ona eşlik eden  zengin kahkahaları …
Ya akşamlar ,parasıyla tuttuğunuz hizmetçinizin parlattığı  uzun ince kadeh şarap ve yalnızlığınızla  geçen ay  yurt dışından gettirmiş olduğunuz  masanız ,üzerinde  diyetinize uygun tek kullanımlıkmış gibi hazırlanan yemeğiniz ve teninize çarpan  o saldırgan algılayış…
 Seçimler her zaman hayatı diri tutan gerçeklerdir .istedikleriniz ve hayalleriniz sizi hayatta tutar .bazen neyi istediğimizi iyi seçmeliyiz.başkalarının zoruyla ya da itelemesiyle değil ,kendi arzumuzla. Bilmek gerekir  ki tercihlerin sonucunu tek başınıza kaldırmak sorumluluğu altındasınızdır.ya gerçek huzuru seçer ve severek yaşarsınız ,ufak şeylerden dahi mutlu olursunuz yada köle olmaya devam edersiniz…

Tercih siz okuyucuların….

25 Mart 2015 Çarşamba

zamanda kaybolabiliriz,boyutlar arası yolculuk yapıp zamanı bükerek mutlak yaşamın temellerini atabiliriz, yerçekiminin eşigine dayanabilir ve onu parmaklarımız arasında tutabiliriz.tüm galaksileri ,gezegenleri , astroitleri milyonlarca ışık yılı uzaklıklardaki yaşamı keşfedebilir ve yeni bir evrim teorisi başlata biliriz..baz istasyonları ,uydular,insansız araçlar yollayıp onların 1 saatlik yolculukları için 10 yıl bekleyebiliriz .bunu tüm insanlık adına yapabilir ve yeniden sıradışı bir şekilde ana rahmindeki halimize dönebiliriz.sıfır noktasına varır ve yeniden deniyebiliriz...ancak unutmamak gerekki ne kadar sıfıra ulaşsakta yeniden programlanmıcagız, boyutları atlasakta,zamanla beraber bizde bükülsekte asıl kurdugumuz benligimizin evreninden kurtulmıcaz .sevgiyi şimdi hissedebiliyorsak ışık hızına eriştigimizdede hissetmeye devam edicez .arkada ki bıraktıklarımız için gene üzülicez .zamanın geçerliligini algılarımıza koyrak yeniden sıfırdan başlamak yerine kaldıgımız yerden devam edicez ...evreni ise bu kadar güzel yapan zaman,yerçekimi ,hız gibi dominant güçleri bile geçirmezken sevgiyi her yerinde aynı hissettirmesidir...


9 Mart 2015 Pazartesi

Albert Einsteinın bir sözü var “Her gün yüzlerce kez kendi kendime, hem iç hem de dış yaşantımın, hayatta olan ya da olmayan başka bir çok insanın emeğine bağlı olduğunu ve onlardan aldığım kadarını yine onlara geri verebilmek için gayret sarf etmem gerektiğini hatırlatıyorum.”az önce okuduğumuz bu sözü bir kezde hayatınızı sorgulayark okuyun bakalım.
bencil misindir?sorusunu kime sorsanız ilk alıcagınız cvp şüphesiz degilim olur,peki gerçekten böylemiyiz?adam atomu parçalamış,özel görelilik kuramını ve bir çok kavramı ortaya atmış ,fotoelektrik etkisi ve daha nice şeyi bularak modern bilimin gelişmesine katkıda bulunmuş. adı kocaman puntolarla yazılmış .albert ise sanki hiç bir şey yapmamış gibi varoluşunu hala sorgulayabiliyor ,yapması gerekenleri göz ardı etmeden kendi yüzüne vurabiliyor .kendisine deger katanları unutmuyor ve gelecege ümit sunması gerektiginin ise gereginden fazla farkında .
peki ,bizler hem hiç birşey yapmıyo hemde hazırı tüketiyorsak bu sorumsuzluk bu eksiklik ve bu bencillik nerden kaynaklanıyor.bizi gelecegin einsteintanı olmaktan geri koyan ne ? ya da bizi bu kadar köreltip sonrada kendimizi bu denli küstah kılmamızı saglayan ,vurdumduymaz,sorumsuz,küçük dagları ben yarattım havasına sokup ,kör cahilken bizleri bunla grur duyar hale iten ne?cvp sorguluya bilen beyinlerinizde yatıyor .bir kaç dakikanızı ,dünyadaki yerinizi sorgulayarak geçirirseniz eger ,emin olun elinizdeki tutugunuz akıllı telefonlarınızdan daha akıllı olucaksınız... saygılarla...

3 Mart 2015 Salı

SANALLIGIN KÖLESİ ;GENÇLİK…

Yeni gelişmekte olan ,kısa bir özgeçmişe sahip ,kararları henüz yerine oturmamış kişilere genç dendiğini hepimiz bilmekteyiz. Gençler Kültürel,sosyal,ekonomik hatta siyasi anlamda ki gelişme ve ilerleyişin temel taşını  oluşturur.kısacası  hem ülke olarak hemde dünya olarak kalkınmayı ancak  yeni nesiller gerçekleştirebilir.daha doğrusu gerçekleştire bilirdi.Lakin şimdilerde ilerlemek için uğraşan kısım neslin sahiplerinin devede kulak kısmı olmakta.işin kötü tarafı ise bu sayının günden güne daha da felç edici rakamları düşmesi. günümüz teknolojisinin bu kadar ileri durumda olmasına rağmen ,gençliğin, geçmişte yaşayıp bizlere artık bırakmak için çabalayanlar kadar çabalamamasıdır.internet ,cep telefonu  gibi iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte  hem çok şey kazandık hemde çok şey kaybetmiş olduğumuzu yaşadığımız çağın yaşam kalitesine bakarak anlıyoruz..bu tür amaç dışı kullanıla bilen araçlar, insanları bağımlılık modülüne girdirdirerek  sanallık haline sokmaktadır.Artık yüz yüze gelmek, birlikte zaman geçirmek,merak duygusunun aşılmazlıgını yaşamak ya da  psikolojik anlamda erdeme erişmiş kimseleri bulmakta zorlanıyoruz.Bunun en büyük etkeni ise teknoloji çağının kudurmuşlugunu yaşıyor olmamız.küçük yaştaki bireylerden tutunda ,hayatın sonuna gelmiş  tüm insanlar  bu kudurmuşlugunu her nabzıyla yaşıyor ve tıpkı biyolojik birikim gibi daha da fazlasıyla insanlıgı zehirliyor.üretkenlik  dibe vururken tüketme bilinciyle yetişen bireyler bir bir topluma verilerek ,toplumda radyasyonik etkiyi yaratıyor.Facebook,twitter vb sosyal ağlar etkileşimleri en yukarı taşırken ,temel taşları bir bir yerinden söküyor.psikolojik anlamda baktığımızda yalana yönelme,dinlemek yerine diretme ve saplanılıp kalınan o egoların kölesi haline getirmektedir.çocuk yaşta  hayat boyunca cebimizde olması gereken bilgi ve deneyimler yerine ,yeni çıkan cep telefonu,sonu gelmeyecek olan şifresel oyunlar ,düşünmemeyi öğreten televizyon programları,dünya ya yeni bir devrim için gelen tüm insanlığın içini fosaltan o faşist yapı.Ancak bu demek değildir ki teknoloji gereksiz ve kötü .sadece sanal ortamın da faydası ya da zararı tamamen kullanım amacıyla doğru orantılıdır.onun içindir ki yeni doğacak nesillerin köreltilmemesi,ilerici bilim ve  ütopyalara ulaşabilmek için teknolojinin ilerletilmesinden önce kullanımı için çaba harcanmalı ve gereken eğitimler tüm dünya için geçerliliğini korumalıdır…

2 Mart 2015 Pazartesi

kol gerdirme 6 bin,bacak gerdirme 8 bin,silikon taktırma 10 bin,botoks 5 bin,kalite giyim 10 bin,makyaj kuaför 5 bin sonuç; kız hazır hayata, peki sormak gerek dişiliginin tek gece işe yarıcanı bilen kız kendini asla terketmeyecek olan karakteri ,zihni yapıyı ne kadara almalı ? cevabı duyar gibiyim ,hiç almasın daha iyi peki neden çünkü devir aptal istiyo ,susucak ne derse tekrar edicek,kalk dicek kalkıcak yat dicek yatıcak.hepsi bu. robotik bedenlere hapsolmuşş ,miyadını tamamlamış beyinleriyle kala kalmış ,adı bu kadar çirkinleştirilmiş olan kadın.peki gelelim kendini bu dünyanın tek varlıgı hisseden,dölleme makinasına çevrilmiş ,hayat amacı sadece üremek olarak nitelenen erkeklere.artık lafta erkeklere.bence ailevi ortamda ögretilmesi gerekn ilk şey erkek kelimesinin manası olmalı .geleneksel kültürden gelen ,çükünü çıkart göster bakalım oglum, tarzı degil.böyle bir egitim olamaz .kızlara da aman benim kızın saçları belindee maşşalah ,okuluda kazandı zaten gibi paralı koca arama ayaklarıyla da egitim yerini bulamaz.peki her şey ilerlerken ki her kaos ileriye taşır,uygarlık neden bu kadar ilkellige dayalı .bu sorunun cvbını verebilenler olucaktır ancak benim gördügüm şey farkediliyor ki egitim sisteminin neden bu kadar indirgendigi konusu hakkında.kitaplar bomboş ne ögretilmeye deger bilgi birikimi nede ögrenmeye deger bişi bırakıldı .alınıcak tek şey yazılıdan iyi puan alim geçim,saçma bi bölümde 3 bin maaş yeter yada devlete atsaydım kendimi tarzı oluyo.insanlar nitelik degilde para ,kapitalizmin getirisini düşünüyor.çok yazık peki ,bunu yapan nedir? halkın açlıktan nefesinin kokması sanırım.sayılı zenginlerin köpegi olmaya çalışmamız ki bu bizi dahada çok bataga çekerek tüketiyor.sadece madden degil manende yitiriyoruz degerlerimizi.iki muhabbetten ,bir çaydan mutlu olan halk artık sigara,hap,uyuşturucu ,seksten medet umuyor.erkek ve kadınlar sınıf ayrılığını kaldırıyor.elit tabaka günden güne yok oluyor.düşünen ,yargılayan ve fikir özümsemesinde bulunan insanlar tükeniyor.3.sayfa haberlerindeki cinayet,soygun vb. sorunlar çözüm aranmak yerine anında suçlanıp ,bırakılıyor sorunun adeta parçası olunuyor.peki neden ?sorun çözülürse tekrar edilmez ve insanlık bi zamnkiler gibi ayıkır ve toparlanır ki bu demek oluyor ki onca emekten sonra yaratılan bu ruhsuz alemin sonu olur.Ancak dicegim o ki hala insanlıgın ne demek oldugunu hatırlayanlar var ,dagınık halde yaşayan ancak farkındalıklarını çekinmeden ortaya koyanlar .işte asıl insan onlar hayatın koşuşturmasında sıraya girmektense neden koşuldugunu anlamaya çalışan egitimdeki ilerleyişi davranışa döken o yigitler.hayatınızda her renge bürünün mutlaka,her şeyi yaşayın ancak lütfen degerlerinizi,karakterinizi.namus ve şerefinizi ayaklar altına alıcak davranışlar sergileyerek sizden sonraki neslide gittiginiz o lanet çukura sürüklemeyin...egitimin tekrar insanlıgı doğuracagı güne degin yaşamanız dilegiyle...
biri yeryüzümü dedi.
kötülüklerle dolu ,karanlık, sevgiye aç bi o kadarda fahişeleşmiş dünyaa .herkezin kendinden uzaklaştıgı, benliginin pazarlanıp
ikinci ele düştügü ,kalitenin sadece  bedenleri örtmek için kullanılır hale getirildigi,sadece kendini düşünen yoksun ,
hayatı degersiz kılan bir kucak dolusu insan yıgınını  yapan,ufuktaki güneşi hergün doguran ancak artık umut vermeyen
sevginin ilelebet  unutuldugu ,iç huzurun sesinin duyulmadıgı,gülümsemelerin kayıp sokaklara dagılıp gittigi
arkadaşlıgın ,sadakatin canlı canlı gömüldügü ,aşkın ise diz çöktürülüp yakıldıgı,vefanın ,vicdanın karanlık duvarlara
hapsedildigi,duyguların ise üzerlerine basa basa ezilip yok edildigi, düşünmenin ,yargılamanın özgürlügünün kana bulandıgı
herşeyin ayaküstü yaşanıp ,bir çırpıda bir kenara bırakıldıgı ,en önemlisinin dahi kıymete binmedigi basit ,ucuz ,sıradan
monoton ve sanki başka bir eşi varmışcasına yedekleyerek yaşayan bir dünya.
biri insan mı dedi.
ne zaman sorsanız sevgiye aç ancak doymak için hiç birşey yapmayan ,dunyanın realizmine karşı gelemeden ,tüm benligini
ona tek gecede teslim edecek kadar savunmasız,sunulanların yalan oldugunu ,kurgu içerisinde sadece degersiz bir nokta oldugunu
kabullenmiş, ancak  bir o kadarda teşfiktar,degişmeyi ,yenilenmeyi  kabul etmeden hatta düşünmeden süregelen olaylar dizisini
hayat kadınının zevk almadan seviştigi gibi tekrarlayarak yaşayan, her zaman umuda inanıp hep umuttan kaçan ancak bunu saklayan
günden güne dahada küçülen ,yaşlanan ,çocuklaşan,çirkinleşen ,korkaklaşan,degerini ojelerde,pahalı elbiselerde,fiyakalı araçlarda
pahabiçilmez evlerde,yalancı gözlerde,kahpeleşen bedenlerde arayan basit ,ucuz,sıradan,monoton sanki başka bir hayat daha sunulacakmışcasına
yedekleyerek yaşanan bir insan hayatı.
biri  dünya ve insanın ne kadar benzedigini mi söyle di.
ataksız sancılarda iki eş gibi dünya ve insan .ikiside duygusuz ,ikiside degersiz ve ikiside sahpsiz.sahte kimliklere bürünmüş iki tür.
peki ne olmalıydı
eger dünya  gözükmeyen yerlerde gösterdigi kadar başarılı olabilseydi.güneşimizi tıpkı televizyonlarda yayınlanan ki kadar
anacıl dogurabilse ve  insan gerçkten umud edebilseydi,yukarı dogru tırmanan her oksijen elementinden derince çekip,yüreginde hissedebilseydi.
her damla suda aşkı ,her göz yaşında ise tuzun tadını yaşasaydı,kalbinin atışının her rıhtımında durmak yada  beklemek yerine yol alabilseydi
dünyanın döngüsünde bir serap oldugunu anlayabilseydi,sahip olunandan daha çok hissedilene baksaydı, elindekilerin kıymetini bilip dahada azıyla
yaşayabilecegini farketseydi , ayrılıklara,çözümsüzlüklere ve birçok cana feryat sıçratacak o savaşlara atılırcasına koşmasaydı,bir avuç toprak
olucagını unutmadan toprak peşinde kanlar dökmeseydi,bu kadar cani olmadan hayatı izleseydi ve dünya hiç olmadıgı kadar sevecen
olup kucaklasaydı insaNI ,şu andA  herkez istedigi tabiatta ,ufak bir parça  sakinlik hafif bir esinti eşliginde hiç omadıgı gibi mutlulugu sevebilir
duygularını hiç korkmadan savuna bilirdi .
                         oysa mutluluk sevgili olanın yüregindedir ,sevdigin herkeze karşı hemde.bir sevgiliden ne beklenir ki huzura bile erişemedikten sonra.
karşılıksız ,baktıgınızda güven veren ,size inanan ve asla kandırmadan seven kim varsa sevin.belki parasızsınız evet belki lüksün kucagında degilsiniz
bırakın üzülmeyi ,insanlıgınızı hatırlayın duygularınızı ,içerisinde bulundugunuz evreni anlamaya çalışın, hayat amacınız malvarlıgınız yada sizden sonraki
hayata mal bırakma çabası olmasın ,anın tadına varın .farkında degilsiniz zaman işliyorr hemde çok hızlı her sologunuzda sona belkide yeni başlangıca koşuyorsunuz
görülen yada görülmeze dogru koşuş.sevginin size verilen degerin kıymetini bilin,insan olmanın degerini bilin,.konuşabilmeniz,hareket edebilmenin ,düşünebilmenin
hepsi size sunulan en büyük lüks zaten. bunun farkına varın ve hayatı sindirerek yaşayın .en öenmlisi sevin ne olursa olsun sevin degerlendirmeden, yargılamadan , degiş
tirmeye çalışmadan oldugu gibi ,sevdiginiz kendisini nasıl mutlu hissediyorsa öyle sevin üzmeden ,kırmadan ve yormadan.ne siz üzülmeyi hakedin nede karşınızdaki olanlara
üzülmeyi hak etmiş gibi davranmayın.şunu unutmayın dünyayla barışmanın ve insan oldugumuzu hatırlamanın tek yolu sevgiye emek ederek geçer.....

1 Mart 2015 Pazar

sessizlige  kaçış yolları ...korkarak ancak bir o kadarda  istekli...