26 Kasım 2015 Perşembe

Suskunluğun verdiği  ağır ceza  müebbetin ustası olmuştu.
Ertelenişin direnci saltanat peşindeydi .
Kılıç kuşanmıştı  tüm göz yaşları.
Mahzende çürüyen  ışık tayfı bozgunlugun hüznünü süzüyordu içinden.
Yutkunmayı unutan yürek kaç deniz içse çamurundan arınıcanın hesabını tutarken ,zamanın titrek korkak ,yalın ayak ilerleyişini alıp uzaklara götürecek olan rüzgar hala evcilik oynuyordu taş kaldırımlar üstünde.Gelecek denilen örgütün  içine  parçalanmış  yürekten gelen ufalanma sesi ,bir eşikte  daha raptiyelenmiş  efendisine raks etmekteydi...

20 Ekim 2015 Salı

                                                 SESSİZ KAPANIŞ 
Mecburi yontulmuşluk,ince bir tülün arkasında kalmışlık,zamanın atraksiyonunda ritimsel duyular.Yukarı tırmanış.Mavi ve siyahın sırılsıklam kadın çıplaklığında ki mırıltısı.Makineleşmişlik.Manyetik dalgalar.Duyguların savaşı.İnsan dışı bir birliktelik.Boşlukta ki titreşim reaksiyonu.Algılanmış bir sevişme.Labirentin ortasında yanıp sönen florasan.Grinin kokusu.Analik boşluğun dolumu.Yeniden doğum ünitesi.Mutasyonik evrimler.Noktasal atışlar.Ani dalım.Yüksek kalp atışı.Derin soluklar.Psikolojik denetim.Var olmamış düşünce.Küçük bir atom altı parçacığının ateşleme ilkelliği.Çarpıştırma.Ayrıştırma .Karma karışıklık.Tekillik.Şeker özütü.Kelebeğin kanadındaki yarıklar.Gümüşün aydınlığı.Aşkın tokluk hissi
                                                                                                                                          Ve
                                                                                                                                                 Deliriş....
                                                  NOKTANIN  İZİ 
Vücuda hapsolan oksijen süresi gittikçe aşağılara çekiliyor .Zaman durmaksızın akıp geçiyor.Ağlıyoruz heyecanlanıyor ,gülüyoruz ,üzülüyoruz  ,sevinç çığlıkları attığımızda oluyor bir köşede  derin düşüncelere dalarken ani bir çakmak sesinin yankısında sigaramız dan çektiğimiz de oluyor. Âmâ aslında sonuçlar hep aynı doğarken de ağlıyoruz, yaşarken de ağladık ve ölürken de ağlayacağız. İçimizde bitmek bilmeyen bir burukluk hep var .Tünelin sonunda ki ışık tüm  şiddetiyle bir cevahir gibi. Noktasal paraleller de  kıyasıya mücadelede yaşam savaşı .Hunharca elde edilen dakikalar ve sonunda  kısa bir göz yumuş ardından bilinmezde ki  kontrolsüz çoğalım. Başlangıçlar ve bitişler hep acı, yorgunluk, üzüntü barındırıyor .Sürekli koşuyoruz hiç durmadan, renkli  mataralarımız göğüs kafesimiz de ,her yudumda daha da boşalırcasına  giden yaşam özütümüz…
Her şeyden önce zamana hapis yapışık bir ruh besliyoruz yaşamımızda. Unutulansa  sonsuz yansımanın bir gün  tanınmadık bir zamanda noktalanacak olmasıdır....

12 Ağustos 2015 Çarşamba

SONUCUN SONUÇSUZLUK-LA OLAN SEVİŞMESİ 
Fotosentezi ilk ögrendigimiz de nasıl ki ilkindeki gibi yeşil seyretmeyi bıraktıysak ,merakla bekleyip eyleme dönüştürdüğümüz her kurguda eskiyecek tir.Bünye ye akseden her yeni öğreniş ,her yeni atılım birer birer geriye çöp olarak birikicektir.Sosyal ,kültürel,bilimsel,cinsel vb tüm yaşam karakterimiz ağzına kadar eskiyen yığıntılarla doludur .Kimisinin rengi solgun (unutulmaya yüz tutmuş),kimisinin yarı parçası kopuk( yüzeyselleşmiş) ,sayfalarca süregelen anlar güncesi ....
Eskizlerle oluklar oluşturan en büyük yadırganış ,eylemlerin suistimal edildikten sonra ki halleridir .Özellikle de duyularımızın dominant olduğu hallerde ortaya çıkan yüksek küf kokusu unutulmaz şiddette bir tepki yaratacak ve tüm algılayış boyunca yavaştan absorbe edilecektir...Peki merakın bu denli kokteyl havasında ( gösterişli) olup ta sonrasının kadehler dolusu motorin yağıyla sıvanmasının gerekçesi nedir?
Merakın beyin süzgeci ağlarını zorladıktan sonraki kavuşulan ''AN'' ı hem tüketen hem de unutulmaza eşlik etmesini sağlayan nöronolojik yolun haritasını rastlanması zor kılan nedir ? Duygu potansiyelinin nötrleştigi bir devrede ögrenilenin parça parça yok oluşuyla,bu potansiyelin iyonizerleştiğin de beynin ısrarcılığına maruz kalmasının gerekçesi nedir?
Evrimleşmeyi bu denli abstre eden yanılgılar kromozomlaşmış birer iplikten farksız çözülmeyi bekleyen bir çok teoremden ibaret, sonu sonuçsuzluğa bağlanan bir big bangdır...

Dört duvar ,her yan tuğla,demir,toz .
Makine ,her yan ses ,ışık,hareket.
Her yan insan hep şiddet...
Bilincimizde kaynayan enerji gittikçe ufaldı .şehirlerin çıkıntıları dört bir yanımızı sardı .Korku kemiğimiz oldu.Kanımız pas tuttu.Yozlaştık.Bıraktık .Kolaylaş tık.Bir tür olarak hepimiz yaşlandık...
Oysa olmalıydık toprakla eş .Cigerimiz çam kokmalıydı .Közümüz 3 taş arası çayımız hep kaynak.Sözümüz hep sıcak....
Ağaçlarda koşturmalıydık.Zorluk nedir bilmeliydik.Yükümüz azığımız .sesimiz çıngırak olmalıydı ormana...
Çağlamalıydık gümbür gümbür zamana.Çalmalıydık ekmeğimizi buram buram yeşile.Yüreğimiz dolmalıydı aydın güneşle.savunmamız soğuğa ve sıcağa .yaşamımız vara ve yoğa ...
sınanmamız kaoslarda olmamalıydı. İnsan olarak çürümüşlüğe adapte olmamalıydık ,demir bloklara baş eğmemeliydik !!!
Madem bu kadar hizasızken bile dünya dönmeye ,insanlık bitmeye başladı.Zaman seçim zamanı!!!
Hurda katmerlerinin zindanlarında modern bir insan olmaktansa , doğanın ilkelliğinde toprak olarak kalmayı seçiyorum ...!!

1 Nisan 2015 Çarşamba

Yeni günler, sayısız mutluluk besleyen güzel saatler, damla damla biriken anılar, yapraklarını halen canlı tutan sarmaşıklar, burcu burcu güneş kokan bahar sabahları.
Herkesin hayalindeki çam kokan ,ahşapları mavi beyaz boyalı ,eski ama içli, iki katlı içten merdivenli ,kapısında sineklik takılı pencere önlerinde akşam sefaları bezeli , anları hala diri olan gecekondu evi. Her basamağında gıcırtılar duyulan sabah gazete, kahve ve sigara keyfi yapılası , tam önünde koca bir çınar ağacı besleyen, dallarından küçük çocukların sevincine  hıçkırık olurcasına ip sarkıtılmış turuncu renkli beşik. Koşarcasına geçen hayatta , yüzünüze  serpilen  sabah yağmuru ,ayağınız altında kalan yemyeşil çimler ve yan komşunuzun çim kesme makinesinden gelen o muzip ses ve ona eşlik eden  her şeyi unutturan gençliğe yeniden götüren koku…
ya akşamlar ince, uzun  çevresi  parmak izleriyle dolu   bir kadeh şarap ve size eşlik eden bir insan ,ne güzel insan o insan .bireysellikten tümevarıma koşan o akşam .kısık bir müzik ,eskitilmiş sonradan vurulmuş bir vernikle  ihtiyarlığını kutlayan bir masa. Üzerinde   harlı ateşte az pişmiş  biraz et ve teninize dokunan o ilahi yaradılışın esintisi.
Sonrası derin bir nefes alış ,kaçış değil daha da sarılış ….
Yeni günler, sayısız mutluluk besleyen güzel saatler, damla damla biriken para ve hırs. dikenlerini hala canlı tutan o güzel güller, burcu burcu nefret kokan bahar sabahları
 Herkesin hayalindeki  kalite kokan ,altın varaklı ,inci bezeli ,yepyeni tripleks ,merdivenleri camdan, sineklerin  radyasyonla uzak kaldığı ,pencere önünün  yapma çiçeklerle bezendiği  ,anların terkedildiği  lüks villa evleri. Her basamağında sizi kaliteye bir adım daha yaklaştıran ,sabah makyaj yada  kol düğmesi takılarak harcanılası, tam önünde  bir çift Ferrari bulunduran ,çocuk sesinden uzak ,koşarcasına geçen hayatta  köleliğin  yüzünüze çarpış profili, yan komşunuzun  milyarlara aldığı mangalda pişen büyük bifteklerin cızırtısı ve ona eşlik eden  zengin kahkahaları …
Ya akşamlar ,parasıyla tuttuğunuz hizmetçinizin parlattığı  uzun ince kadeh şarap ve yalnızlığınızla  geçen ay  yurt dışından gettirmiş olduğunuz  masanız ,üzerinde  diyetinize uygun tek kullanımlıkmış gibi hazırlanan yemeğiniz ve teninize çarpan  o saldırgan algılayış…
 Seçimler her zaman hayatı diri tutan gerçeklerdir .istedikleriniz ve hayalleriniz sizi hayatta tutar .bazen neyi istediğimizi iyi seçmeliyiz.başkalarının zoruyla ya da itelemesiyle değil ,kendi arzumuzla. Bilmek gerekir  ki tercihlerin sonucunu tek başınıza kaldırmak sorumluluğu altındasınızdır.ya gerçek huzuru seçer ve severek yaşarsınız ,ufak şeylerden dahi mutlu olursunuz yada köle olmaya devam edersiniz…

Tercih siz okuyucuların….

25 Mart 2015 Çarşamba

zamanda kaybolabiliriz,boyutlar arası yolculuk yapıp zamanı bükerek mutlak yaşamın temellerini atabiliriz, yerçekiminin eşigine dayanabilir ve onu parmaklarımız arasında tutabiliriz.tüm galaksileri ,gezegenleri , astroitleri milyonlarca ışık yılı uzaklıklardaki yaşamı keşfedebilir ve yeni bir evrim teorisi başlata biliriz..baz istasyonları ,uydular,insansız araçlar yollayıp onların 1 saatlik yolculukları için 10 yıl bekleyebiliriz .bunu tüm insanlık adına yapabilir ve yeniden sıradışı bir şekilde ana rahmindeki halimize dönebiliriz.sıfır noktasına varır ve yeniden deniyebiliriz...ancak unutmamak gerekki ne kadar sıfıra ulaşsakta yeniden programlanmıcagız, boyutları atlasakta,zamanla beraber bizde bükülsekte asıl kurdugumuz benligimizin evreninden kurtulmıcaz .sevgiyi şimdi hissedebiliyorsak ışık hızına eriştigimizdede hissetmeye devam edicez .arkada ki bıraktıklarımız için gene üzülicez .zamanın geçerliligini algılarımıza koyrak yeniden sıfırdan başlamak yerine kaldıgımız yerden devam edicez ...evreni ise bu kadar güzel yapan zaman,yerçekimi ,hız gibi dominant güçleri bile geçirmezken sevgiyi her yerinde aynı hissettirmesidir...